Kürt sorununa odaklanan filmleriyle tanınan ve özellikle ‘Fotoğraf’ adlı ilk uzun metrajlı filmiyle hayli olumlu eleştiriler alan genç yönetmen Kazım Öz, son filmi ‘Fırtına/Bahoz’da kamerasını 1990’ların üniversite ortamına çeviriyor. Köyünden İstanbul’a üniversite okumak için gelen Cemal’i merkeze koyan ‘Fırtına’, bir grup politik Kürt öğrencinin 90’lı yıllara yayılmış hikâyesini anlatırken, bir dönemin ‘fotoğrafını’ çok iyi çekiyor. İstanbul Film Festivali’nde 186 dakikalık versiyonuyla yarışan ve uzunluğu dışında hayli başarılı bulunan ‘Fırtına’, 156 dakikaya indirilmiş haliyle gösterime girdi. Kazım Öz’le “En ticari işim” dediği ‘Fırtına’yı konuştuk.
Fırtına filmin başında Cemal köyden ayrılırken ve sonda var. Bunun sizin için anlamı, filme adını vermesinin esas sebebi nedir? Doğa, insan ve toplumdaki değişimler şaşırtıcı bir şekilde birbirine benziyor. Mesela durgun doğada aniden kopan bir fırtınanın sonuçları, toplumsal bir hareketlenme veya bir bireyin değişim süreciyle benzerlikler taşıyor. Filmin bir anlamda felsefesiydi bu konu. Mevcut olan bir dengenin bozulması, bu doğrultuda da yeni dengelere kavuşulması süreci, aslında sinemasal açıdan çok zengin bir alan bence. Tabii konu politik olduğu için şimdi bu tartışma çok teorik kalıyor olabilir. Ama aslında projenin temelinde böyle bir tartışma yatıyor. Konu aslında sadece bunun biçimini oluşturuyor: 90’lı yıllar, Kürt öğrenciler... Türkiye’de yaşayan herkesin hayatını gittikçe sarıp sarmalayan bir sorun... Kürt sorunu...
Filmde Nâzım Hikmet ve Ahmet Kaya’ya göndermeler yapmışınız...
Her iki kişi de muhalif. Devrimci sanat söz konusu olduğunda büyük önem taşıyorlar. Nâzım Hikmet 50’lerden beri, Ahmet Kaya 12 Eylül sonrası solun, ezilenlerin dünyasında sanatsal bir imgedir. Kürt hareketi her ne kadar ulusal bir sorun üzerinden örgütlenen ve büyüyen bir hareketse de, sol kültürün eğemen olduğu bir yapısı vardır. Che, Nâzım Hikmet, Musa Anter, Deniz Gezmiş, Mazlum Doğan gibi kişilikler bu kültürün birer imgesi olarak değerlendirilebilirler.
Film, Kürtlük’le ilgili ne gibi tartışmalar açabilir sizce? O konuyla ilgili filmin ne söylediğini düşünüyorsunuz?
Cemal’in kendi kimliğini keşfetmesinin filmidir aynı zamanda bu hikâye. Film, ulusal, kültürel kimliğin baskı altına alınmasının, onu yok etmeye çalışmanın anlamsızlığını ortaya koymaya çalışıyor. Bunun birçok sorunun kaynağı olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Ama bu kimliği yüceltme amacı da yok tabii.
Cemal, Kürt olmasına karşın kendini Türk toplumunun içinde görüyor. Ancak diğer öğrenciler bunu bir isyan malzemesine dönüştürüyor. Sizin bakış açınız ana karakterle mi yoksa diğer öğrencilerle mi beraber? Cemal’in kendini savunma argümanlarını ve diğer öğrencilerin onu değiştirme çabalarını objektif bir tartışmayla vermeye çalıştım. Ancak bu tartışmaya dışarıdan baktığımda, sorunu birilerinin bu durumu isyan malzemesine dönüştürmesinde değil kimliğin yok edilmeye çalışılmasında görmek gerektiğini düşünüyorum.
Eylem sahnelerini çok iyi çekmişsiniz. Onu çekerken nasıl bir çalışma yaptınız? Örneğin ‘Kanlı Pazar’dan ilham aldınız mı?
O sahneler için çok uzun ve ince çalıştım. Çünkü dikkat ederseniz fimin genelinde görsel anlatım konusunda bir arayışım var. Hatta bu arayışlar üslupta bir karmaşaya bile yol açıyor. Eylem sahneleri çok zor oldu. Bir kere böyle hassas bir konuyu sokakta çekmek insanda ister istemez bir tedirginlik yaratıyor. ‘Kanlı Pazar’ı izledim evet. Orada da ilginç ve zor sahneler vardı. Mekân ile ilgili bayağı ince iş yaptık. Bir kere dönem filmi olduğu için mekanlarda çok zorlandık. 1992 yakınmış gibi görünüyor ama detaylara indiğinde her şey değişmiş. Kameranın gördüğü her şeyi değiştirmek zorunda kaldık. Bu hem bütçe hem zaman hem de sınırlama anlamına geliyordu. Yani kamerayı o sahnelerde özellikle çok özgür kullanamadım. Yaratıcı birtakım yöntemlerle durumu aşmaya çalıştım.
İşkence sahnelerini fazla ileriye götürmeyerek istismar etmemeye çalışıyorsunuz...
Evet bu filmde çok daha fazla işkence sahnesi olabilirdi. Çok da sert sahneler olabilirdi. Ama filmin ana teması o değil. Ayrıca inandırıcılık ve suiistimal meselesi de önemli. Acıları anlatırken sömürünün sınırını iyi yakalamak gerektiğini düşünüyorum.
Cemal, İstanbul’a ilk geldiği anda halkın arasında kaybolduğu bir plan var, dar açı objektifle çekilmiş. Aynı plan sonda hapisten çıkınca da mevcut. Sinemasal olarak filmin yaratmak istediği duyguyu tamamladığını düşünüyorum. Bunun sinema dili anlamında, politik olarak ve psikolojik olarak özel bir nedeni var mı?
O sahnenin senaryodaki ifadesi şöyleydi: ‘Cemal koca kalabalığın içinde yalnızdır. İstanbul kaos ve yalnızlık şehridir.’ Film dönem filmi olmasına rağmen İstanbul’u göstermeye çalıştım. Bu prodüksiyon olarak çok büyük bir maliyet gerektirirdi. Ama özel çalışmalar ve yöntemlerle İstanbul’u filme koymayı başardığımızı düşünüyorum. Karakterin psikolojik dünyası açısından da kalabalık içindeki yalnızlığı önemliydi. Cemal çetin bir karakter. Ancak ‘fırtına’ onu alıp götürebilir, o da nasıl, ne kadar, nereye, orası tartışmalı.
Filmde genelde ana karakterin yalnız kaldığı yerlerde geniş planlara başvuruyorsunuz. Sonda baba-oğul ilişkisinin iletişimsizliğini vurgulayan üniversitedeki sınıftaki geniş plan da bu anlayışın bir devamı sanki.
Okul, sıra gibi öğeler baba-oğul ilişkisinde etkili öğelerdir. O sahnede ve öncesindeki bir-iki sahnede babayı okul içinde gezerken görüyoruz. Bu onun için büyük bir acı. Çünkü ilk kez oğlunun okuduğu okula gelmiş ama ondan kopmanın eşiğinde. Bu çırpınışta sıra gibi öğeler hikâyeyi güçlendirecekti. O sahnedeki geniş plan da baba ve oğlun kopan ama acı veren durumunu anlatıyor.
Filmleriniz Türkiye’deki Kürt meselesine odaklanıyor. Böyle filmler çok az çekiliyor ve maalesef az izleniyor.
Filmin ilgi toplayacağını düşünüyorum. ‘Fotoğraf’ filmine göre bu film seyirciyle daha barışık bir film. Ve daha akıcı. Klasik dramaturjiden etkilenmeler var. Ritmi daha hızlı. Bu açılardan geleneksel seyirciyi de etkileyebilir sanırım. Bunun demokrasiyle de ilgisi var. Maalesef Türk kamuoyunun bu konulara karşı ciddi önyargıları var. Yaptığınız işi aşırı politikleştirerek bakma kültürü egemen. Ama bunun da son zamanlarda aşılmaya başlandığını düşünüyorum.
Bu haber toplam 1 defa okundu.